Sayfamızda farklı kategorilere ait toplam 322 adet biyografi var.
Daha söylenecek çok laf var
 Hz.Eyyub

HZ. EYYÛB (a.s.)

Hz. Ibrahim soyundan gelen bir peygamber.

Eyyûb (a.s.)'dan Kur'an'da dört yerde bahsedilir ve sabir örnegi olarak takdim edilir (en-Nisâ, 4/163; el-En'âm, 6/84; el-Enbiyâ, 21/83; Sâd, 38/41). Tevrat'ta da "Eyûb" adiyla müstakil bir kitap, Hz. Eyyûb'un kissasina tahsis edilmistir.

Islâm kaynaklarina göre Havrân bölgesinde yasayan ve çok zengin olup, sayisiz mali-mülkü, birçok oglu kizi bulunan Eyyûb (a.s.), kendi toplumuna peygamber olarak gönderilmistir. Sabah-aksam ümmeti ve Allah'a ibâdetle mesgul olan Hz. Eyyûb, Rabbinin bir imtihânina mârûz kalmis, bütün servetini, çocuklarini kaybettigi gibi seytanin kendisine musallat olmasi neticesinde kalbi ve dili hâriç bütün vücudunda çibanlar çikmis, iltihapli yaralar açilmis, yaralarina kurtlar dolmus ve vücudu bozulup kokmaya baslamisti. Bu durumda kocasina hizmete sebât eden esi "Rahmet" hariç hiç kimse onun yanina yanasmadigindan cemiyetten çekilmek mecburiyetinde kalmis, fakat hiçbir zaman sabrini ve Cenâb-i Hakk'a bagliligini kaybetmemistir.

Bu hâl, âyet-i kerîmede şöyle bildirilmektedir:

“ (Rasûlüm!) Kulumuz Eyyûb'u da an! O, Rabbine: «Doğrusu şeytan, bana bir yorgunluk ve eziyet verdi.» diye seslenmişti.” (Sâd, 41)

Çünkü şeytan, Eyyûb -aleyhisselâm-'ın güzel hâline hased edip kendisine musallat olmak iştemişti. Fakat Eyyûb -aleyhisselâm- her şeyin Allâh'tan olduğunun idrâki, tevekkülü ve teslîmiyeti içindeydi.

Eyyûb -aleyhisselâm-'ı şükür, hamd ve rızâ hâlinden uzaklaştırma husûsunda bütün çabaları boşa giden şeytan, bu defa şehir halkına vesvese vermeye başladı:

“–Aman Rahîme ile görüşüp kendisine yardımcı olmayın! Yoksa Eyyûb'un hastalığı size de geçer! Derhal onu şehrinizden kovun!” dedi.

Şehir halkı da bu fesâda meylederek Rahîme'ye:

“–Eyyûb'la beraber burayı terk edin! Yoksa sizi taşlayarak öldürürüz!” diye tehdîd ettiler.

Rahîme Hâtun, çâresiz kalarak Hazret-i Eyyûb'u sırtına aldı ve oradan ayrıldı. Şehir dışında bir yer edindi. Eyyûb -aleyhisselâm-'ın altına kumlar yayıp başına taştan yastık koydu. Sonra da küçük bir kulübe yaptı ve hizmetine sadâkatle devâm etti.

Allâh'ın sabırlı peygamberi Hazret-i Eyyûb bu durumda bile, oradan gelip geçenlere “emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker”de bulunuyordu.

Zevcesi Rahîme Hâtun, geçimlerini temin için şehirdeki hanımlara iplik bükmekteydi. Bir ara efendisine:

“–Sen bir peygambersin! Allâh Teâlâ'dan sıhhat ve âfiyet istesen de bu dertleri Sen'den alsa!” deyince Eyyûb -aleyhisselâm-:

“–Sıhhat ve âfiyetle geçen günlerimiz ne kadardı?” diye sordu.

Rahîme Hâtun:

“–Seksen yıl idi.” dedi.

Bunun üzerine Hazret-i Eyyûb:

“–Ey Rahîme! Şiddet ve belâ zamânı sıhhat ve safâ süresi kadar olmadan Cenâb-ı Mevlâ'ya şikâyet etmekten hayâ ederim. Allâh Teâlâ, bizlere nîmetler verirken (râzı oluyoruz da), O'ndan gelen belâlara niçin sabretmeyelim?!” dedi.

Hazret-i Eyyûb'un bu tahammül ötesi sabrı, âyet-i kerîmede medhedildiği gibi, hadîs-i şerîfte de senâ buyrulmuştur:

“Hazret-i Eyyûb, insanların en halîmi, en sabırlısı ve en çok gazabını (öfkesini) yeneni idi.” (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef , III, 201)

O'nun Hakk'a karşı rızâsı tam ve kusursuzdu. Sanki şu şiir, O'nun yüksek sabır ve teslîmiyet hâlini yansıtmaktadır:

Hoştur bana Sen'den gelen,

Ya gonca gül, yâhut diken,

Ya hil'at ü yâhut kefen,

Nârın da hoş, nûrun da hoş!..

***

Eyyûb -aleyhisselâm-'a vesvese veremeyen şeytan, bu sefer hanımı Rahîme Hâtun'a musallat oldu. İkide bir onun önüne çıkıyor ve aklını çelmeye çalışıyordu. Rahîme Hâtun da, bunları Hazret-i Eyyûb'a naklediyordu. Eyyûb -aleyhisselâm- ise hanımına:

“_Ey hanım! O senin yoluna çıkan iblîs'tir. Dikkatli ol; seni vesvese ile benden ayırmak istiyor!..” diyerek îkâzda bulunuyordu.

Rahîme Hâtun, Yûsuf -aleyhisselâm-'ın torunlarından idi. Kendisinde ceddi Yûsuf'un güzelliğinden bir akis vardı. Civârında ondan daha güzeli yoktu. Bunun için şeytan, birgün onun karşısına yakışıklı bir kişi sûretinde çıktı:

“_Senden daha güzel birini görmedim.. Ben şu yakın köydenim. Servetimin de hadd ü hesâbı yoktur...” dedi.

Rahîme Hâtun Rabbine sığınarak:

“_Ben hasta olan Eyyûb Peygamber'in hanımıyım. O'na hizmet etmekteyim. Ve ben, o şerefli peygamberden başkasına aslâ meyletmem...” dedi ve yürüyüp gitti.

Rahîme Hâtun, Hazret-i Eyyûb'un yanına döndüğünde, olup biteni anlattı. Hazret-i Eyyûb bu sözlerden sıkıldı. Hiddetle:

“–Ey Rahîme! Ben sana ondan sakınmanı söylemiştim. Eğer sıhhate kavuşursam, sana yüz sopa vuracağım!” diye yemîn etti.

Eyyûb -aleyhisselâm-'ın hastalığı gün geçtikçe şiddetlendi. Bu durum O'nun peygamberlik vazîfesini yapmasına mânî olmaya başladı. O da yüce dergâha ellerini açtı ve:

“…Bana gerçekten hastalık isâbet etti. Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” (el-Enbiyâ, 83) diyerek, ilâhî merhametin kendisi üzerine tecellî edip şifâ bulması için kalben Cenâb-ı Hakk'a yöneldi.

Eyyûb -aleyhisselâm-'ın bu şekilde duâ etmesinin sebebi husûsunda tefsîrlerde değişik rivâyetler bulunmaktadır:

İmâm Câfer es-Sâdık buyurdu ki: “Musîbet müddeti uzayınca şeytan: «Ey Eyyûb! Hastalıktan kurtulmak istersen, bana secde et!» dedi. Hazret-i Eyyûb'un kalbi gâyet mahzûn oldu ve: «Hastalıktan değil, düşmanın harîs olmasından rahatsızım.» deyip Rabbine: «Bana bu hastalık isâbet etti.» dedi.”

Diğer bir rivâyet: Kendisine îmân etmiş bulunan birkaç kişi: « Eğer bunda hayır olsaydı, bu belâya dûçâr olmazdı!» demişti. Nâdânların bu sözleri de, Hazret-i Eyyûb'u son derece rencide etmişti.

Diğer bir rivâyet: Rahîme Hâtun çâresizlik içinde kalarak yiyecek almak için elbisesini satmıştı. Eyyûb -aleyhisselâm- bunu öğrenince büyük bir üzüntüyle Rabbine ilticâ etti.

Diğer bir rivâyet: Cebrâîl -aleyhisselâm-, Hazret-i Eyyûb'a gelerek: «Hak Teâlâ'nın hazînesinde musîbet imtihânı çoktur. Onlara tâkat getiremezsin. Sen Allâh'tan âfiyet talebinde bulun!» demiş ve şifâyâb olması için Cenâb-ı Hakk'a duâ etmesini söylemişti.

Rivâyete göre, bir kimse Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in mescidine girdi ve Eyyûb -aleyhisselâm- ile alâkalı bazı suâller sordu. Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ağladılar ve şöyle buyurdular:

“Allâh Teâlâ'ya yemîn ederim ki, Eyyûb belâdan inlemedi, sızlanmadı. Lâkin yedi sene, yedi ay, yedi gün, yedi gece o belâda kaldı. Ayakta namaz kılmak istedi; duramadı, düştü. Hak yolundaki hizmetinde kusur görünce: «Bana gerçekten hastalık isâbet etti» dedi.” 2

Hazret-i Eyyûb'un ifâdeleri görünüşte sızlanma gibi ise de, gerçekte bir duâ idi. Çünkü sızlanma, insanlara yapılan şikâyete denir. Allâh Teâlâ'ya yöneliş, bir sızlanma değildir. Nitekim Ya'kûb -aleyhisselâm- da, oğlu Yûsuf -aleyhisselâm-'ın ayrılık ıztırâbı ve hasreti ile büyük bir elem içindeydi ve âyet-i kerîmede buyrulduğu gibi: “Dedi ki: Ben bütün kederimi ve hüznümü ancak Allâh'a arz ediyorum. Ve ben, sizin bilemeyeceğiniz şeyleri de Allâh tarafından (vahiy ile) biliyorum.” (Yûsuf, 86)

Farkli rivâyetlere göre 3, 7, 13 veya 18 sene gibi epey uzun süren bu sikintili dönemden sonra sabriyla imtihâni kazanan Eyyûb (a.s.) Cenâb-i Hakk'in lütfu ve emriyle ayagini yere vurmus, fiskiran su kaynagindan yikanip içerek eski sihhati ve güzelligine kavusmustur. Ayrica kendisine yeniden birçok servet ve çocuk da ihsân edilmistir.

Genellikle kabul edildigine göre bu imtihana ugradigi sirada yetmis yasinda olan Hz. Eyyûb, sifâ bulduktan sonra yirmi yil daha yasamis, diger bazi rivâyetlere göre ise hastaligindan önceki kadar daha ömür sürmüstür. Kendisinden sonra Bisr adindaki bir oglu, kavmine peygamberlik yapmistir.





Gönderen: pemm

Etiketler eyyub, hz-eyyub, sabir, imtahan,
Kategori: Peygamberler | Tarih: 14.01.2008 | Okunma: 592

Önceki Yazı     Yorum     Tavsiye     Yazdır    Sonraki Yazı


Yorumlar

 

 Reklam alanı
ekshi forum

O.G

Copyright © ekshi.net Tüm hakları saklıdır.